09 05 2008

Anne Fedakarlığı ve Şefkati

 

 

            Bu günler, malumunuz olduğu üzere, anneler için ayrılmış yılın bir gününün gündemde olduğu günler. Her ne kadar yılın bütününde annelerin başa taç edilmesi gerektiğini düşünsem de, hem anneleri daha iyi anlayabilmek, hem de anne sevgisinin nasıl bir şey olduğuna dair bir fikir edinebilmek için, bir anıyı nakletmek istiyorum burada. Yıllar önce okuduğum bir makalede, Çanakkale savaşları sırasında, bir subayımızın gözlemleyip, naklettiği bir olay anlatılıyordu. Onun yazdıklarını bulamayacağım için kendimi onun yerine koyup anlatmak istiyorum.

            1916 yılının bahar mevsimiydi. Savaşın nadiren yoğunluğunu kaybettiği günlerden bir gün. Öyle güzel bir bahar havası vardı ki, çektiğimiz onca meşakkat ve sıkıntıya rağmen, hayatın ve tabiatın güzelliklerini ilk defa yaşıyorduk sanki. Yorgunluk ve stresimi biraz olsun hafifletmek ve Rabbimin bezediği güzellikleri seyreylemek için cephe gerisine doğru dolaşmaya çıktım. Bir müddet, nerdeyse dizime çıkan yeşilliklerin arasında dolaştım. Derken, uzakta gördüğüm kerpiç bir bina dikkatimi çekti. Yanına vardığımda tavanı olmayan bir harabe olduğunu gördüm. Yorulmuştum. Biraz dinlenmek için harabenin içinde, rüzgar vurmayan bir köşesindeki güneşin ısıttığı toprak yığınının üzerine uzandım. O yorgunlukla uyuyakalmışım. Uykumdan, çığlık çığlığa ötüşen kuşların sesleriyle uyandım. Duvarın üzerine doğru saldırıp kaçan iki kırlangıç, adeta bizim düşmana karşı verdiğimiz savaşın başka türlüsünü veriyorlardı. Dikkatlice baktığımda, bir yılanın yuvalarına ve yavrularına bir metre kadar yaklaşmış olduğunu fark ettim. İster insan, ister hayvan olsun, rabbimin bahşettiği analık ve babalık duyguları, yada yavrularını hayatları pahasına koruma içgüdüleriyle, yılanı yaklaştırmamak için, adeta umutsuz bir mücadele veriyorlardı, bana göre. Rabbim belki beni o yavruları kurtarmak için gönderdi buraya diye düşündüm. Ama yinede yılanın yavrulara uzanmasına kadar sessizce izlemeye karar verdim. Mücadele bir müddet daha devam etti. Yılan yaklaşamıyordu, ama pes edeceği de yoktu. Çünkü, bir müddet sonra yorulacaktı mecburen, kuşlar. Derken erkek kuş dişisini bu mücadelede yalnız bırakarak fırlayıp gitti. Yaptığına bak şunun, ana hala çırpınıp canını ortaya koymuşken, diğeri kaçtı dedim, kendi kendime. Hatta, erkekliğin yüz karası diye de ekledim içimden. Dişi kuş, mücadelesini iki katına çıkarmıştı. Minicik pençeleriyle, küçücük gagasıyla saldırıp duruyordu ama hiçbir zarar veremiyordu, yılana. Kuşun tek kaldığını gören yılan cüretini daha da arttırmıştı. Santim santim yaklaşarak aradaki mesafeyi 30 santime düşürdü erdeyse. Artık müdahale etme vaktimin geldiğini düşünerek yavaş yavaş kalkarken, nerde var nerde yok erkek kuşun geldiğini gördüm. Ağzında bir şey vardı ama ne olduğunu göremiyordum. Ağzındaki şeyle birlikte yılanın üzerine pike yapmaya başladı. Kuşa doğru saldıran yılanın, sonuna kadar açılmış ağzına bırakıverdi, gagasındaki şeyi. Yılan birden çırpınmaya ve debelenmeye başladı duvarın üzerinde. Kısa süren çırpınışlardan sonra, pat diye duvarın dibine düşüverdi. Yılanın yanına vardığımda son çırpınışlarını yapıyordu. Dikkatle baktığımda, yılanın aralık ağzından bir akrebin çıktığını hayretle gördüm. Erkek kuş, o hengamede akrebi nerden bulmuşsa bulmuş, neticede yuvasını, yavrularını ve eşini kurtarmıştı.  

            Oradan döndüğümde, sevgili anneme hürmet ve muhabbetlerimi, bütün içtenliğimle satırlara döktüğüm bir mektup yazdım. Anne sevgisinin büyüklüğünü yaşayarak görmüştüm. Umutsuzluğa kapılmanın da yanlış olduğunu öğrenmiştim o küçücük kuşlardan. Mücadele azmimi körüklemişti o minik kırlangıçlar. Mücadeleyi bırakıp kaçtığını düşündüğüm kuş kadar erkek olmalıydım bende. Gördüğüm herkese anlattım bu olayı.Çanakkale’de  bizim verdiğimiz savaş ise, tüm ümitlerin tükenmeye başladığı bir anda Seyit onbaşının, vurulmuş bataryasında, tozların arasından çıkardığı 257 kiloluk top mermisini, vincin arızalanması ve diğer arkadaşlarını kaybetmesi sebebiyle tek başına kaldırarak, sağlam kalmış son top kundağına yerleştirip ateşlemesi, Ocean zırhlısını vurması ve akabinde düşmanın defolup gitmesiyle neticelenmişti. Seyit onbaşı, yılanın ağzına akrebi bırakan kırlangıç kadar kahramandı, bir millet için.

            Bütün annelerin de en az dişi kırlangıç kadar fedakâr ve kahraman olduklarını biliyor ve tüm annelerin anneler gününü canı gönülden kutluyorum. 09.05.2008 C.T.

 

51
0
0
Yorum Yaz